31 Aralık 2009
Herkeste bir telaş... Neymiş efendim bir yılı daha geride bırakıyormuşuz. Tezelden siktirsin gitsin afedersiniz. Bir hayrı dokundu da sanki ayakta uğurlayacağız paşamı. Adet bu ya, önüne gelen yılbaşında napacaksın diye sorup duruyor. Saçlarımı tekrardan maviye boyayıp annemin dizinin dibinde oturarak bira fıstık ikilisiyle hoş zamanlar geçirmekten öte özel bir planım yok. 2009 için plan yaptık da n'oldu hem? Yılın başını aldık anca. Koskoca bir yılda hatırlayacağım tek iyi şey MSM'ye girip hayatıma istediğim şekilde yön vermeye başlamam olacak, gerisini at çöpe gitsin. Şahsen hiç yaşanmamış farzetmek istiyorum şu seneyi. 2009'a hıncın var da 2010'un gelişini niye kutlamıyorsun bre dangoz derseniz, çaktırmadan umutlansam bile çok mesafeli yaklaşıyorum ona da. Sadece tek bir şarkıyla sesleniyorum buradan kendisine, aynı zamanda size de yeni yıl armağanım olsun. Öptüm bir bir.
29 Aralık 2009
Kar yağsın istiyorum!
Minicik bir şarkı hiç yaşamadığı bir mutluluğu tattırabilir mi insana? Gözlerimi kapattığımda elimde bir şişe şarap sokak lambasının altında dans ediyorum, burnumu kocaman kocaman kar taneleri öpüyor. En sevdiklerim geliyor sonra birer birer, onlar da benimle birlikte dans etmeye başlıyor, şarap şişesi elden ele dolaşıyor, kıkırdıyoruz çocuklar gibi. 3 dakika 8 saniye sonra açıyorum gözlerimi yeniden, geri dönmüşüm yatağıma, aynaya bakıyorum, dünyanın en aptalca sırıtışını taşıyan en mutlu yüzü gördüğüm.
Bütün bunları sağlayan Ekin'in bu akşam benimle paylaştığı Detektivbyrån adlı grup. 12 yaşından beri müzikle uğraşan İsveçli iki kardeş tarafından kurulmuş. 2 tanecik albümleri var şimdilik. Akordeon ve trompet aşığıysanız, Yann Tiersen seviyorsanız muhakkak incelemeye alın derim.
Etiketler: müzik
28 Aralık 2009
Pıtıyla ettiğimiz kavganın ardından dizi izleyeceğim demiştim ama yaklaşık 1 yıldır altyazısını bulamadığım Bronson'a altyazı çıktığını öğrenince onu izleyeyim dedim. Sevip sevmediğime karar veremediğim bir film oldu benim için. 21. yüzyılın A Clockwork Orange'ı olarak lanse ediliyordu ve dolayısıyla beklentim fazlaydı ama hayal kırıklığına uğradım açıkçası. Kıyaslamak bile yersiz de bu şekilde lanse ettikleri için gereksiz bir kasışa girilmiş a clockwork orange'a benzetebilme uğruna demek yeterli olur sanırım, pek fazla da spoiler vermek istemiyorum. Charles Bronson'ı oynayan Tom Hardy'nin performansı müthişti, hakkını vermek lazım. Kısa günün karı olarak da soundtrackte it's a sin, digital versicolor ve çiçek düetini duymak beni mutlu etti. Velhasılı kelam boş vaktiniz varsa, bir şeyler izlemek istiyor fakat ne izleyeceğinize karar veremiyorsanız fazla beklentiye girmeden, a clockwork orange kıyaslamasını unutarak vakit öldürgeci olarak oturun izleyin derim anacım.

Eğer koca bir bardak kakaolu sütüne sulanan kedisi varsa eder efendim! Yorucu bir haftasonunun ardından işsizler tayfasının bir neferi olarak şöyle bir yaysam da bir dinlensem dedim. Kitap okumak ve bir şeyler izlemek arasında gidip geldikten sonra baktım My Name is Earl'lerim inmiş, birkaç bölüm izlemekte karar kıldım. Öncesinde de mutfağa gidip kocaman bir bardak kakaolu süt yaptım kendime, bir iki yudum aldım yatağın yanındaki kaloriferin üstüne koydum bardağı. Tam ortamı bir şeyler izlemeye uygun hale getireceğim, baktım hanım dayamış kendini kalorifere sütümü içiyor! Hayır yediğinde içtiğinde değilim ama birincisi süt ve özellikle de kakao bünyesine zararlı, ikincisi o benim sütüm lan! Bardağın yanından almaya çalışıyorum söyleniyor bir de kaynana gibi! Neyse vazgeçirdim hanımı süt sevdasından ama şimdi de sinirinden normalde hiçbir zaman ben istediğimde gelip yatmadığı yatağımın başına kuruldu. Kalkmadığı yetmezmiş gibi kıçıyla beni ittiriyor bir de. E ben arkama yaslanıp bir yandan kakaolu sütümü yudumlayarak dizi izleyecektim?
27 Aralık 2009
Herkesin vardır dönem dönem loopa alıp da bir türlü kurtulamadığı şarkılar. Gece gündüz bıkmadan usanmadan dinlenirler, yolda klip tadında yürütürler adamı. Genellikle kişinin içinde bulunduğu ruhsal durumu en iyi betimleyen şarkılar loopa alınsalar da nadiren çok alakasız anlarda çok alakasız şarkılar takılabiliyor bazen. Son 1 haftadır shine 2. kategoriden girdi hayatıma.
"Forget the pictures on your TV screen
We'll steal the visions
That you keep for your dreams
You can turn me on"
diyebilecek kimsem olmadan şaaayn for mii diye ortalarda deli deli gezinmek dokunuyor inceden de o apayrı bir mesele. Daha fazla zırvalamadan sözü Dave Gahan'a bırakmak en mantıklısı.
Etiketler: müzik
Seneler önce bir blog açıp adresi dahil her şeyini unutan bir insan evladı olarak geçenlerde Çağlar'ın gazına gelip tamam bu sefer doğru dürüst bir bloga sahip olacağım demiştim. Yazacak bir şeyler bulamayınca açmamla kapamam bir oldu tabii. Şimdi gece gece en pörsük halimle saçlarımı yıkarken "evet doğru an kesinlikle bu an! hadi bağalım" dedim, yardırıyorum. Öyle özel bir amacım da yok, başlıktan da anlaşılacağı gibi şahsi kusma tasım ilan ediyorum burayı. Hem belki böylelikle uzun zamandır muzdarip olduğum klavyeyle adam akıllı birşeyler yazamama özürlülüğümü de ortadan kaldırmış olurum. Hadi bağalım!
