29 Temmuz 2010



Bir insanın sinema zevkini Issız Adam ve Twilight serisini sevip sevmemesine göre yargılayabilecek kadar yüzeyselim, evet.

21 Temmuz 2010

Omaygat!

Neredeyse 6 aydır uğramamışım buralara! Tabii bunda laptopımın ekranının paramparça olması büyük etken.

N'aptım ben bu 6 ay boyunca?

Hmm.

Talihsiz bir kaza sonucu laptoptan ve projemden oldum (hala yaptıramadım en son aradığımda orjinal parça için 300küsür dolar + KDV isteyip ağzımı bozdurdular. Daha ucuza halledebileceğim bir yöntem bilen varsa önerilere açığım), sevdiceğimle barıştım, MSM'nin ilk senesini kazasız belasız bitirdim (2. sene devam etmeye hiç niyetim yok), sınıf arkadaşlarımla ilk kısa filmimizi çektik (fragman filmden daha güzel oldu varın siz tahmin edin nasıl bir şey çıktı ortaya), 23 yıldan sonra en muhteşem doğumgünü hediyesini kendime verdim (bildiğin mutlu oldum), azimle 9 ders 1 proje teslim edip okulun yarısını bitirdim (aha kaldı 1 dönem, 7 ders), üşengeçliği üzerimden atıp İhsan Oktay Anar'ın tüm kitaplarını topladım, Halil Cibran'ı keşfettim, hoşuma giden fotoğraflar çektim (bununla yetinmeyip feysbukta sayfa açtım), hemen hemen 6 yıl sonra ilk defa ciddi bir tatile çıktım kurtlarımı döktüm (elimde tefler göbecikler attım, bol bol suda debelendim öyle böyle değil), 1 ay boyunca düzenli spor yaptım (gözle görünür biçimde forma girip tatilde fazlasıyla kilo aldım), arabanın altından bir kedi yavrusu kurtardım, (sahiplendirmeye çalıştım beceremedim, adını osman koydum, şimdi 6 aylık oldu kızımı dövüyor), sevdiceğimi gemiye uğurladım (gemilerde talim var bahriyeli yarim var o da gitti sefere ne talihsiz başım var lkjhgfdfgh), neredeyse belime gelen saçlarıma kıydım (ensem açıldı böyle efil efil), bol bol iş aradım, arıyorum, arayacağım.

İşte beylee.

E hadi yeniden hoşgeldinler olsun bana.

27 Ocak 2010

İnsanların, trajedi yüklü bir yazıyı içine aşk öğeleri barındırması sebebiyle tazecik sevgilileriyle paylaşacak kadar beyinsiz olmasına tahammül edemiyorum.

Taze sevgililer olarak ultra romantik anlar yaşayıp karşılıklı edebi paylaşımlarda bulunmak kadar normal bir şey olamaz evet. Ayrıca herkes yaratıcı davranıp kendi cümleleriyle de hitap edemeyebilir sevdiceğine, ya da belki gerçekten yaratıcı bir insan evladıdır ama öyle bir söz söylemiştir ki bir şair, bir yazar, hislerine tercümandır, üstüne daha fazla bir şey söyleyemeyeceğini düşünüp paylaşıverirsin sevdiceğinle. Ama "bir nedeni yok yalnızca öptüm" başlıklı bir yazıyı paylaşmanın manası nedir allasen? Paylaşmadan evvel okudun sindirdin mi acaba bu yazıyı? Bak ne diyor o başlığın altında;

"... Dünyanın en uzun gecesi 21 aralık değil, beni terkettiğin gecedir. Beni üzdüğün, yorduğun, yıprattığın gecedir."

"... Bunlar da geçecek şüphesiz. Seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki?"

Siz ne ara ayrıldınız kuzum? Ne ara unutabilme hesaplarına daldınız? Hangi arada yıprandınız?

"... Aynı otobandaydık ve birimiz birimizin yanından geçip gitti." diyor bak! Halbuki siz aynı otobanda paralel gidiyorsunuz şu anda, bilmem farkında mısınız?

"... Dokunamadım sana. Parmakuçlarım neşterdi çünkü. Kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken, bir nedeni yok. Yalnızca öptüm." diye biten bir yazı bu. Nedensizce öpüyor ama veda ediyor belki sonsuza kadar. Öpmek derken sizin taze aşk öpücüklerinizden bahsetmiyor yani, heyecan yaratmayın hemen.

31 Aralık 2009

Yeni Yılın Başı

Herkeste bir telaş... Neymiş efendim bir yılı daha geride bırakıyormuşuz. Tezelden siktirsin gitsin afedersiniz. Bir hayrı dokundu da sanki ayakta uğurlayacağız paşamı. Adet bu ya, önüne gelen yılbaşında napacaksın diye sorup duruyor. Saçlarımı tekrardan maviye boyayıp annemin dizinin dibinde oturarak bira fıstık ikilisiyle hoş zamanlar geçirmekten öte özel bir planım yok. 2009 için plan yaptık da n'oldu hem? Yılın başını aldık anca. Koskoca bir yılda hatırlayacağım tek iyi şey MSM'ye girip hayatıma istediğim şekilde yön vermeye başlamam olacak, gerisini at çöpe gitsin. Şahsen hiç yaşanmamış farzetmek istiyorum şu seneyi. 2009'a hıncın var da 2010'un gelişini niye kutlamıyorsun bre dangoz derseniz, çaktırmadan umutlansam bile çok mesafeli yaklaşıyorum ona da. Sadece tek bir şarkıyla sesleniyorum buradan kendisine, aynı zamanda size de yeni yıl armağanım olsun. Öptüm bir bir.

29 Aralık 2009

Mutluluğun Keşfi

Kar yağsın istiyorum!

Minicik bir şarkı hiç yaşamadığı bir mutluluğu tattırabilir mi insana? Gözlerimi kapattığımda elimde bir şişe şarap sokak lambasının altında dans ediyorum, burnumu kocaman kocaman kar taneleri öpüyor. En sevdiklerim geliyor sonra birer birer, onlar da benimle birlikte dans etmeye başlıyor, şarap şişesi elden ele dolaşıyor, kıkırdıyoruz çocuklar gibi. 3 dakika 8 saniye sonra açıyorum gözlerimi yeniden, geri dönmüşüm yatağıma, aynaya bakıyorum, dünyanın en aptalca sırıtışını taşıyan en mutlu yüzü gördüğüm.

Bütün bunları sağlayan Ekin'in bu akşam benimle paylaştığı Detektivbyrån adlı grup. 12 yaşından beri müzikle uğraşan İsveçli iki kardeş tarafından kurulmuş. 2 tanecik albümleri var şimdilik. Akordeon ve trompet aşığıysanız, Yann Tiersen seviyorsanız muhakkak incelemeye alın derim.

28 Aralık 2009

Bronson

Pıtıyla ettiğimiz kavganın ardından dizi izleyeceğim demiştim ama yaklaşık 1 yıldır altyazısını bulamadığım Bronson'a altyazı çıktığını öğrenince onu izleyeyim dedim. Sevip sevmediğime karar veremediğim bir film oldu benim için. 21. yüzyılın A Clockwork Orange'ı olarak lanse ediliyordu ve dolayısıyla beklentim fazlaydı ama hayal kırıklığına uğradım açıkçası. Kıyaslamak bile yersiz de bu şekilde lanse ettikleri için gereksiz bir kasışa girilmiş a clockwork orange'a benzetebilme uğruna demek yeterli olur sanırım, pek fazla da spoiler vermek istemiyorum. Charles Bronson'ı oynayan Tom Hardy'nin performansı müthişti, hakkını vermek lazım. Kısa günün karı olarak da soundtrackte it's a sin, digital versicolor ve çiçek düetini duymak beni mutlu etti. Velhasılı kelam boş vaktiniz varsa, bir şeyler izlemek istiyor fakat ne izleyeceğinize karar veremiyorsanız fazla beklentiye girmeden, a clockwork orange kıyaslamasını unutarak vakit öldürgeci olarak oturun izleyin derim anacım.


Eğer koca bir bardak kakaolu sütüne sulanan kedisi varsa eder efendim! Yorucu bir haftasonunun ardından işsizler tayfasının bir neferi olarak şöyle bir yaysam da bir dinlensem dedim. Kitap okumak ve bir şeyler izlemek arasında gidip geldikten sonra baktım My Name is Earl'lerim inmiş, birkaç bölüm izlemekte karar kıldım. Öncesinde de mutfağa gidip kocaman bir bardak kakaolu süt yaptım kendime, bir iki yudum aldım yatağın yanındaki kaloriferin üstüne koydum bardağı. Tam ortamı bir şeyler izlemeye uygun hale getireceğim, baktım hanım dayamış kendini kalorifere sütümü içiyor! Hayır yediğinde içtiğinde değilim ama birincisi süt ve özellikle de kakao bünyesine zararlı, ikincisi o benim sütüm lan! Bardağın yanından almaya çalışıyorum söyleniyor bir de kaynana gibi! Neyse vazgeçirdim hanımı süt sevdasından ama şimdi de sinirinden normalde hiçbir zaman ben istediğimde gelip yatmadığı yatağımın başına kuruldu. Kalkmadığı yetmezmiş gibi kıçıyla beni ittiriyor bir de. E ben arkama yaslanıp bir yandan kakaolu sütümü yudumlayarak dizi izleyecektim?

;;